Tam İdrar Tahlili (TİT) Testi Nedir, Nasıl ve Neden Yapılır ?

Tam İdrar Tahlili (TİT) laboratuvar dünyasında en fazla istenen testlerdendir.

Mikroskobik incelemeye ek olarak kimyasal striple 10’a yakın test parametresine bakma imkanı verdiğinden çeşitli hastalıklar ve durumlar hakkında hızlıca birçok bilgi edinilmesini sağlar.

Asemptomatik şahıslara sağlık kontrolü, üriner sistem ile ilgili hastalıkların teşhisi, teşhisi konmuş bir hastalığın seyrinin izlenmesi, tedavinin etkinliğinin ve yan etkilerinin izlenmesi gibi amaçlarla kullanılır.

3 aşamada yapılır.

Makroskopik analiz

İdrarın renginin, berraklığının ve kokusunun değerlendirilmesini kapsar.

Renk, berraklık ve kokunun önem taşıdığı az sayıda durum mevcut olsa da, dikkate alınması gereken özelliklerdir. Alışılmışın dışında renk, berraklık ve koku ile karşılaşıldığında bu durum analiz raporunda belirtilir.

Renk

İdrarın rengini, içinde bulunan ürokrom, ürobilin ve üroeritrin belirler. İdrarın rengi idrarın konsantrasyonu ile yakından ilişkilidir.

Dilüe idrar açık renkte, konsantre idrar koyu renktedir.

Spesifik gravitesi yüksek ancak soluk renkli idrar glukozüri olasılığını akla getirir.

Bazı besinler ve ilaçlar idrar renginde değişikliğe neden olabilir.

Berraklık

Lökosit, fazla epitel bulunması, mukus lifleri ve kristallerin varlığı idrarı bulanık yapabilir.

Koku

İdrarın normal kokusuna “ürinoid” denir.

Diabetik ketoasidozda idrarda keton kokusu hissedilebilir.

Amonyak kokusu en sık olarak ürenin bakteriyel degradasyonuna bağlı olarak oluşur, numunenin beklemiş bir numune olduğuna veya üriner sistem enfeksiyonuna işaret eder.

Bazı aminoasidürilerde belirgin derecede farklı koku değişiklikleri olabilir.

Fenilketonüride fare kokusu veya küf kokusu, maple syrup hastalığında idrarında yanmış şeker kokusuna benzer bir koku hissedilir.

Kullanılan ilaçlar ve tüketilen gıdalar da idrarın kokusunu etkileyebilir.

 

Kimyasal analiz

Günümüzde kimyasal analizler için, üzerlerine kimyasal reaktif emdirilmiş pad’lar bulunan plastik çubuklar yani idrar stripleri kullanılır.

Çubukların idrar ile temas ettirilmesinden sonra, reaksiyon pad’leri üzerinde meydana gelen renk değişikliğinden yararlanılarak, analitlerin bulunup bulunmadığı, bulunuyorsa miktarları semikantitatif olarak belirlenir.

Günümüzde kullanılmakta olan idrar stripleri üzerinde aşağıdaki testlere ait reaksiyon pad’leri bulunur.

a) Spesifik gravite
b) pH
c) Albümin
d) Ürobilinojen
e) Bilirubin
f) Nitrit
g) Lökosit esteraz
h) Kan/hemoglobin
i) Glukoz
j) Keton cisimler (asetoasetik asit, aseton)

Spesifik Gravite

“Bir numunenin ağırlığının eşit hacimdeki distile suyun aynı sıcaklıktaki ağırlığına oranı” olarak tanımlanır. Glomerüllerden süzülmüş plazma ultrafiltratının spesifik gravitesi 1.010’dur.

Normal fonksiyon gören böbreklerde vücudun o andaki su ihtiyacına bağlı olarak idrar konsantre veya dilüe edilir. Bu nedenle idrarın spesifik gravitesi gün boyunca sürekli değişim gösterir.

Sağlıklı bir insanda, böbreklerin idrar spesifik gravitesini 1.003 ile 1.035 arasında ayarlama kapasitesi vardır. Spesifik gravite ölçümü sonucunda böbreklerin idrarı konsantre ve dilüe etme yeteneği ölçülmüş olur.

Klinik uygulamada, spesifik gravite ölçümü amacıyla indirekt metotlar kullanılır. Bu amaçla, refraktometrelerden, ürinometrelerden ve idrar striplerinden yararlanmak mümkünse de tavsiye edilen yöntem refraktometre kullanımıdır.

İdrarda X-ray kontrast madde, plazma genişletici, glukoz ve protein bulunması, okunan spesifik gravite değerinin yüksek bulunmasına neden olur.

İdrarda çok miktarda protein ve glukoz bulunması durumunda böbreklerin idrarı konsantre etme yeteneği ile ilişkisiz bir şekilde yüksek değer okunduğundan düzeltme yapılması gerekir.

Her desilitre idrardaki 1 gram protein, spesifik gravitenin 0.003, 1 gram glukoz ise 0.004 artışa neden olur.

X-ray kontrast maddesi veya plazma genişletici bulunan numunelerde, spesifik gravite ölçümü amacıyla, bu partiküllerden etkilenmemesi nedeniyle idrar stribi kullanımı tercih edilmelidir.

İdrar stripleri, spesifik graviteyi 1.000 ile 1.030 arasında 0.005’lik birim aralıklarla ölçer.

Daha fazla miktarda protein bulunması durumunda spesifik gravite ölçümünde anlam taşıyan düzeyde artma meydana gelebilir.

Nispeten az iyonize oldukları için, glukoz, X-ray kontrast maddeler ve plazma genişleticiler idrar stribi ile yapılan spesifik gravite ölçümünde önemli ölçüde interferansa neden olmaz.

Hipostenüri:

İdrar dansitesinin 1.007’den düşük olmasıdır.
– Fazla sıvı alınması
– Tübülüs fonksiyon bozukluğu (Glomerülonefrit veya piyelonefrit’e bağlı)
– Diabetes insipidus
– Diüretik kullanımında görülebilir.

İzostenüri:

İdrar dansitesinin sürekli 1.010 olması
– Son safha renal yetmezlik

Hiperstenüri:

İdrar dansitesinin 1.020’nin üzerinde olması
-Dehidratasyon
-Glukozüri
-Uygunsuz ADH sendromu’nda görülebilir.

pH

Böbreklerin idrar pH’sını 4,5 ile 8,0 arasında ayarlama kabiliyeti bulunmakla birlikte, metabolik aktivite nedeniyle normal koşullarda hafif derecede asidik olma (5,5 – 6,5 arası) eğilimindedir.

Proteinler ve asidik meyveler idrarın asidik olmasına neden olur.

Sitrattan zengin diyetler ise alkali idrara neden olur.

Renal tübüler asidoz dışında, idrarın pH’sı genellikle plazma pH’sını yansıtır.

İdrarın beklemesi, CO2 kaybı ve amonyak oluşumu nedeniyle pH’yı yükseltir.

pH Düşüklüğü:

Diabetik ketoasidoz, respiratuvar asidoz, ishal, üremi, açlık, E.Coli enfeksiyonu

pH Yüksekliği:

Respiratuvar alkaloz, metabolik alkaloz, Proteus ve Psödomonas enfeksiyonları

Üreyi parçalayan bakterilerin neden olduğu enfeksiyonlarda pH alkali olur. Bu tür enfeksiyonlarda magnezyum-amonyum fosfat kristalleri oluşarak taş meydana getirebilir.

Ürik asit taşları ise asidik idrarda meydana gelir.

Protein

Protein stripleri en fazla albümin ile reaksiyon verir.

Globulinlere ve Bence-Jones proteinlerine nispi olarak daha az hassastır.

İleri derecede alkali pH, idrarın amonyak veya klorheksidin ile kontamine olması yalancı pozitifliğe neden olabilir.

İdrarla atılan protein miktarının bir günde 150 mg’ı aşmasına (10-20 mg/dL) proteinüri denir.

Proteinüri, böbrek hastalığı mevcudiyetinin en önemli bulgularından biridir. Günlük atılan protein miktarının 30- 150 mg olmasına mikroalbüminüri denir.

Mikroalbüminüri özellikle diabetik hastalarda böbrek hastalığının erken dönem bir bulgusu olarak kabul edilir.

Günümüzde kullanılan idrar stripleri 5-10 mg/dL’ye kadar hassastır. Yani klinik olarak anlam taşıyan proteinüri sınırının altındaki düzeyleri ölçebilir.

Proteinüri, geçici veya kalıcı (persistan) olarak iki gruba ayrılabilir.

Geçici proteinürilerde, temel sorun glomerüllerde değildir. Glomerüllerin hemodinamik özelliklerinde geçici değişmeye yol açan bazı durumlarda meydana gelir.

Konjestif kalp yetmezliği, dehidratasyon, emosyonel stres, şiddetli egzersiz, ateş, havale, ortostatik (postural) proteinüri en sık olarak rastlanan geçici proteinüri sebepleridir.

Ortostatik (postüral) proteinüri, uzun süre ayakta kalma sonrasında ortaya çıkar. Yaklaşık sekiz saat boyunca yatar pozisyonda tutulması sonrasında proteinürinin ortadan kalkması, bu olasılığı teyit eder.

Kalıcı proteinüriler genel olarak glomerüler, tübüler ve taşma (overflow) olmak üzere üç gruba ayrılır. Glomerüler proteinüride idrarla atılan esas protein albümindir.

Primer glomerüler sebepler:

Fokal segmental glomerülonefrit
IgA nefropatisi
IgM nefropatisi
Membranoproliferatif glomerülonefrit
Membranöz nefropati
Minimal değişiklik hastalığı

Sekonder glomerüler sebepler:
Alport sendromu
Amiloidoz
Kollajen vasküler hastalıklar (örn. SLE)
Diabetes mellitus
Bazı ilaçların toksik etkisi (NSAID, penisilamin, altın tuzları, ACE inhibitörleri)
Fabry hastalığı
Enfeksiyonlar (HIV, sfiliz, hepatit, poststreptokoksik)
Maliniteler (lenfomalar, solid tümörler)
Sarkoidoz
Orak hücre hastalığı

Tübüler proteinüride ise sorun tübülüslerin normal koşullarda ultrafiltrata geçen proteinleri reabsorbe veya metabolize edememesidir. Böyle bir durumda düşük molekül ağırlıklı proteinlerin miktarı albüminden daha fazladır ve atılan protein miktarı nadiren 2 g/günden fazladır.

Aminoasidüriler
İlaçların neden olduğu tübüler bozukluklar (NSAID, antibiyotikler)
Fankoni sendromu
Ağır metal toksikasyonları
Hipertansif nefroskleroz
İnterstisyel nefrit en sık rastlanan tübüler proteinüri sebeplerini oluşturur.

Taşma proteinürilerinde ultrafiltrata geçen düşük molekül ağırlıklı proteinlerin miktarı, tübülüslerin reabsorbsiyon ve metabolizma kapasitesini aşmaktadır.

Hemoglobinüri
Multiple miyeloma
Miyoglobinüri, taşma proteinürilerine neden olan başlıca sebeplerdir.

Ürobilinojen

Ürobilinojen labil bir madde olduğundan analizi mümkün olduğunca erken yapılmalıdır.

Numune ışıktan korunmalıdır.

Formalin kontaminasyonu veya fazla miktarda nitrit varlığı yalancı negatifliğe, p-aminosalisilik asit, sülfonamidler, fenazopiridin, paminobenzoik asit yalancı pozitifliğe neden olur.

Ürobilinojen, konjuge bilirubinin safra kanalları aracılığı ile bağırsağa ulaşmasının ardından orada metabolize olması sonucunda oluşan bir üründür.

Portal dolaşım tarafından reabsorbe edilen ürobilinojen idrarla atılır. Sağlıklı bir kişinin idrarında yalnızca çok az miktarda ürobilinojen bulunduğu halde, hemoliz ve hepatosellüler hastalıklar, idrarla atılan ürobilinojen miktarının artmasına neden olur.

İdrarla atılan ürobilinojen miktarının artması, hepatosellüler hastalıkların erken bir belirtisi olabilir.

Antibiyotik kullanılması durumunda ve safra kanallarının tıkanıklığına neden olan hastalıklarda ise idrarla atılan ürobilinojen miktarında azalma meydana gelir.

Bilirübin

Bilirubin labil bir molekül olduğundan, analizin mümkün olduğunca erken yapılması gerekir.

Numune, analiz edilene kadar geçen süre boyunca mümkün olabildiğince ışıktan korunmalıdır.

Askorbik asit ve klorheksidin yalancı negatifliğe, mefenamik asit ve klorpromazin yalancı pozitifliğe neden olur.

Pyridium, ethoxazen (Serenium®), lokal anestezik metabolitleri atipik renk oluşumuna neden olur.

Normal koşullarda idrarda bilirubin bulunmaz.

Konjuge olmamış bilirubin suda çözünmediğinden glomerüllerden süzülmez, idrara geçmez. Konjuge bilirubin ise suda çözünme özelliğinde olduğundan, plazma konsantrasyonunun artması halinde idrarda tespit edilebilir.

İdrarda bilirubin varlığı, safra yolları tıkanıklığına veya hepatosellüler karaciğer hastalığı varlığına işaret eder.

Nitrit

Nitrit normal koşullarda idrarda bulunmayan bir maddedir. Ancak idrarda nitratları, nitrite dönüştüren bakterilerin varlığında tespit edilebilir.

Pek çok gram negatif ve az sayıda gram pozitif bakteri nitratı nitrite dönüştürme özelliğine sahiptir. Test sonucunun pozitif olması, idrarda bu bakterilerin bulunduğunu düşündürür.

Bu test üriner enfeksiyonlar için spesifik olmakla birlikte yeterince sensitif değildir. Bu nedenle pozitif bir netice idrar yolu enfeksiyonu olasılığını destekleyici bir bulgu olmakla birlikte, negatif netice bu olasılığın ekarte edilmesi için yeterli değildir.

İleri derecede alkali idrarda, amonyak ve klorheksidin kontaminasyonunda, piridinyum gibi pigmentli maddelerin varlığında, yalancı pozitif sonuç elde edilebilir.

Askorbik asit ise yalancı negatifliğe neden olabilir.

İdrar yolu enfeksiyonuna rağmen nitrit reaksiyonunun negatif olduğu durumlar:

Diyette nitrat bulunmaması veya çok az miktarda bulunması.
Enfeksiyondan redüktaz enzimi içermeyen bir mikroorganizmanın sorumlu olması.
İdrar numunesinin mesanede 4 saatten kısa bir süre beklemiş olması.

İdrar striplerinde bulunan nitrit reaktifleri hava ile temas halinde bozulabildiğinden, reaktif çubuklarının çok iyi bir şekilde orijinal kutusunda muhafaza edilmesi gerekir.

Lökosit esteraz

Nötrofillerden serbestlenen bir enzimdir.

Hücre kalıntılarının, toksinlerin ve enfeksiyon ajanlarının tahribini sağlar.

Lökosit esteraz reaksiyonu (+) olduğu halde mikroskopik incelemede lökosit görülmezse, lökositlerin parçalandığı düşünülür.

Yüksek pH, düşük osmolalite ve yüksek sıcaklık lökositlerin parçalanmasına neden olabilir.

İdrarın spesifik gravitesinin çok yüksek oluşu, tetrasiklin ve sefalosporin grubu antibiyotik kullanımı, oksalik asit konsantrasyonu yüksekliği, albümin ve glukoz konsantrasyonu yüksekliği, formaldehit kontaminasyonu, lökosit esteraz aktivitesinin gerçek değerden daha zayıf belirlenmesine neden olabilir.

İdrarda lökosit esteraz aktivitesinin bulunması öncelikle idrar yolu enfeksiyonu olasılığını akla getirir. Bu olasılığın değerlendirilebilmesi için, kültür çalışması yapılması gerekir.

Hastanın klinik özellikleri de uygunsa, idrarda lökosit bulunmasına rağmen, kültürde üreme olmaması, klamidya ve üreoplazma enfeksiyonu olasılıklarını da akla getirir.

Nonbakteriyel üretritler, tüberküloz, mesane tümörleri, viral enfeksiyonlar, nefrolityazis, yabancı cisimler, şiddetli egzersiz, glomerülonefritler, kortikosteroid ve siklofosfamid kullanımı da steril piyüriye neden olabilir.

Ancak bu konularla ilgili ileri incelemelere yönelmeden önce özellikle çocuklarda ve kadınlarda, numunenin uygun bir şekilde, kontaminasyona izin verilmeden alındığından emin olunması gerekir.

Mümkünse daha dikkatli bir şekilde yeniden alınacak numune ile çalışmanın tekrarlanması, gereksiz ilave incelemelerin ve gereksiz tedavilerin önüne geçilmesi açısından yararlı olabilir.

Kan

Testin sensitivitesi yeterince yüksektir. Çok az sayıda eritrosit varlığında bile test, pozitif sonuç verir.

Alkali pH ve spesifik gravite düşüklüğü, hemolize neden olur. Böyle durumlarda kimyasal reaksiyon (+) olduğu halde sediment incelemesinde eritrosit görülmeyebilir.

Bu durumda hematüri ile hemoglobinüri veya miyoglobinüri arasında ayırım yapılamaz. Bu olasılıkların düşünülmesi durumunda, çalışmanın daha yüksek dansiteli idrar örneği kullanılarak tekrarlanması gerekir.

Hipoklorit kontaminasyonunda ve başta psödomonas enfeksiyonu olmak üzere, sitokrom C peroksidaz içeren bakterilerin neden olduğu enfeksiyonlarda yalancı pozitiflik görülebilir.

İdrar dansitesinin çok yüksek oluşu ve kaptopril kullanımı ise yalancı negatifliğe neden olabilir.

Amerikan Üroloji Birliği, iki veya üç farklı idrar örneğinden yapılan değerlendirmede, her büyük büyütme sahasında 3 veya daha fazla sayıda eritrosit görülmesini hematüri olarak tanımlar.

Sağlıklı bir kişinin idrarında, test sonucunu değiştirecek düzeyde kan reaksiyonu bulunmaz.

Şiddetli egzersiz sonrasında meydana gelebilen eser miktardaki hemoglobinüri test sonucunun pozitifleşmesine neden olabilir.

Hematüri üriner sistemin herhangi bir noktasından kaynaklanabilir.

Kaynak, renal (glomerüler, nonglomerüler), pelvik, üreteral, vezikal veya üretral olabilir.

Hematürilerin renal-glomerüler, renal-nonglomerüler ve ürolojik olarak da sınıflandırılması mümkündür.

Renal-glomerüler hematüri, çoğunlukla proteinüri, eritrosit silendirleri ve dismorfik eritrositlerle birlikte görülür.

IgA nefropatisi (Berger hastalığı) glomerüler hematürinin en sık görüldüğü renal hastalıklardan biridir.

Renal-nonglomerüler hematüriler, tübülointerstisyel, renovasküler veya metabolik hastalıklar ile birlikte görülür. Glomerüler hematüri gibi sıklıkla proteinüri ile birlikte görülür. Ancak bu tip hematüride dismorfik eritrosit ve eritrosit silendiri bulunmaz.

Ürolojik hematürilerin sebebi, üriner sistem taşı, enfeksiyon ve tümör olabilir. Beraberinde proteinüri, dismorfik eritrosit ve eritrosit silendiri bulunmaz. Üriner sistem maligniteleri ile de ilişkili olabildiğinden, bu olasılığı düşündüren durumlarda sistoskopi ve diğer görüntüleme yöntemlerinden yararlanılması gerekebilir.

Egzersize bağlı hematüri de oldukça sık olarak görülebilir. Bu olasılığın akla geldiği durumlarda, idrar analizinin 48-72 saat kadar sonra tekrarlanması tavsiye edilir.

NSAID, heparin, oral antikoagülanlar ve siklofosfamid gibi ilaçlar da hematürinin sebebi olabilir.

Özellikle çocuklarda, ateşli hastalık dönemlerinde, hiçbir üriner sistem sorunu olmaksızın geçici olarak hematüri görülebilir.

Glukoz

Numunelerin oda sıcaklığında beklemesi, numunede bulunan bakteri ve hücreler tarafından tüketilmeye bağlı olarak glukoz konsantrasyonunu düşürür.

Askorbik asit ve keton cisimleri yalancı negatiflik yapabilir.

Klor, peroksit ve hipoklorit kontaminasyonu ise yalancı pozitifliğe neden olur.

Glukoz, glomerüler filtrata geçen ve proksimal tübülüsler tarafından tamamen geri emilen bir maddedir. İdrarda glukoz bulunması kan glukoz düzeyinin böbrek eşiğini aştığını gösterir. Bu eşik çoğu kişide 180-200 mg/dL’dir.

Diabetes mellitus, glukozüriye neden olan en önemli durumdur. Renal diyabet, böbrek eşiği düşüklüğüne bağlı glukozüridir. Renal diyabet, hiçbir nedene bağlı olmayabileceği gibi, Fanconi sendromu ve tübüler nekroz gibi hastalıkların bir sonucu olarak da görülebilir.

Gebelik döneminde ise renal perfüzyon ve glomerüler filtrasyon hızı artışı nedeniyle böbrek eşiğinin aşılmasına bağlı olarak geçici glukozüri meydana gelebilir.

Keton cisimleri

İdrar stripleri keton cisimlerden asetoasetik asit ve asetonu gösterir.

Keton cisimleri, karbohidrat kullanımının enerji sağlamada yetersiz kalması sonucunda yağların enerji kaynağı olarak kullanımının artması durumunda artar.

Diabetik ketoasidoz
Açlık
Akut febril hastalıklar
Çok düşük miktarda karbohidrat ile beslenme
Kusma ve ishaller keton cisim miktarını arttırır.
Gebelik sırasında da idrarda keton cisimlere nispeten sık olarak rastlanır.

İdrarın beklemesi durumunda keton cisimleri parçalanır.

Pigment miktarı fazla numunelerde, levodopa metaboliti, sülfidril içeren numunelerde yalancı pozitiflik veya atipik renk oluşumu söz konusudur.

Fenilketonüri hastalarında, keton reaktifinde atipik bir renk oluşur.

Mikroskopik inceleme

Mikroskopik inceleme sırasında idrar sedimentinde görülebilecek yapılar:

Eritrositler-Lökositler- Epitel hücreleri-Spermatozoa-Silendirler-Kristaller

Asit pH’da görülen kristaller:

Ampisilin, sülfonamid, ürik asit, amorf ürat.

Nötral veya asit pH’da görülen kristaller:

Bilirubin, kalsiyum oksalat, kolesterol, hippurik asit, lösin, tirozin.

Nötral veya alkalin pH’da görülen kristaller:

Amonyum biürat, amorf fosfat, amonyum magnezyum fosfat (triple).

Bakteriler/parazitler-Trichomonas vajinalis-Enterobius vermicularis- Schistosoma hematobium-Yağ damlacıkları-Fekal kontaminasyonu-Fiber’ler-Mukus-Polen tanecikleri-Nişasta Granülleri de görülebilir.

Numune:

Genel olarak idrar numunesinin oda sıcaklığında iki saatten daha uzun süre beklemesi durumunda kimyasal içeriğinde değişme olabileceği ve şekilli elemanların bozulabileceği kabul edilir.

Analizin 2 saat içinde gerçekleştirilmesi mümkün olamıyorsa numune buzdolabında muhafaza edilmelidir. Ancak analiz öncesinde numunenin oda sıcaklığına gelmesi gerekir.

Genel olarak herhangi bir zamanda alınan idrar örneğinin analiz edilmesi mümkünse de tercih edilen örnek, mesanede uzun bir süre beklemiş ve yeterince konsantre hale gelmiş olması nedeniyle sabah verilen ilk idrar örneğidir.

Özellikle dansite ölçümü ve nitrit reaksiyonu açısından sabah alınan ilk idrar örneği daha uygundur.

Analiz için gerekli minimal idrar hacmi 12-15 mL olmakla edilmekle birlikte laboratuvara daha fazla numunenin ulaştırılması arzu edilir.

Bebeklerde ve küçük çocuklarda daha az numune ile çalışılması gerekebilir.

Konu ile ilgili açıklamalı videomuzu da aşağıdan izleyebilirsiniz;

 

 

Tam İdrar Tahlili (TİT) Testi Nedir, Nasıl ve Neden Yapılır ?” için bir yorum

Yorum Yaz - Soru Sor