Cilt Hastalıklarının Psikolojik Nedenleri ?

Cilt (Deri) Hastalıklarının psikolojik nedenleri var mı ?” ve oluştuğunda insan psikolojisine, ruh sağlığına ne gibi etkileri vardır.

Cilt insanı dış Dünyadan ayırır, aynı zamanda Dünyaya karşı kişinin vitrinidir. Bu özellikleriyle cilt, bireysel varoluşumuzda çok özel bir yere sahiptir.

Cilt ayrıca dokunma, soğuk, sıcak, ağrı gibi duyumların algılandığı organdır.

Yine öfke, korku, utanma ve kızgınlık gibi duyguları açıkca ifade etme aracı yada aynı şekilde utanma, kızgınlık gibi bazı duygusal durumlarımızı istemsiz olarak dışarıya ilettiği için bir kaygı kaynağı da olabilir.

Bebeklik çağından itibaren annenin dokunması, okşaması gibi ödüllendirmenin de kaynağı olması acısından da önemlidir.

Birçok kültürde insanın kendini algısı ve iyi hissetme halinde öz güveninde ve çevreyle ilişkilerinde cildin sağlıklı olması çok önemli rol oynamaktadır.

Sedef Hastalığı yada Vitiligo gibi ciltte lezyonların ya da şekilsel bozulmaların oluştuğu hastalarda vücut algısı kötü ve öz saygı düşük olmaktadır.

Deri, rahatlıkla görülebilen ve dokunulabilen bir organ olarak psikolojik atmosferimizde önemli bir yere sahiptir. Bebeklikten yetişkinliğe doğru seyreden sosyalleşme süreci önemli rol oynar.

Dolayısıyla cilt hastalıkları diğer hastalıklardan farklı olarak sosyal ortamlarda, ilişkilerde de kişiyi etkileyebilecek bir potansiyele sahiptir ve özel bir yeri vardır.

“Nasıl oluyor da duygusal bir durumun organik bir bozukluğa yol açtığı” insanların geçmiş dönemden beri kafasını kurcalamıştır. Son 20 yıldır bununla ilgili bir çok araştırma yapılmış durumda.

1900’lerin başlarındaki kaynakları taradığımızda bile Derinin zihnin bir uzantısı olduğunu, bu nedenle insanın huy ve kişiliğin değerlendirmesinde gerekli kısımlarından biri olduğunu belirtilmektedir.

Bu gün artık görülmektedir ki solunum, sindirim, dolaşım, metabolik, üregenital ve deri hastalıklarından birçoğu psikosomatik hastalıklardandır.

Buna göre bazı cilt hastalıkları bastırılmış duyguların psikosomatik ifadesi şeklinde değerlendirilebilir ve sembolik biçimde “Derinin ağlaması” olarak düşünülebilir.

Cilt hastalıklarından her yaştaki kişinin etkilenmesi beklenmekle beraber yaş küçüldükçe etkilenme oranı artmakla birlikte ergenlikte en yüksek olabileceği söyenebilir.

Özellikle ergenliğe geçiş yıllarında benlikle ilgili tanımlamaların yoğun biçimde fiziksel görünümle ilgili olduğu görülmektedir.

Beden imajı ile benlik saygısı arasında önemli bir ilişki mevcuttur.

Benlik saygısı en geniş anlamıyla kişinin kendini değerli, gayretli, etkin ve başarılı hissetmesidir.

Cilt hastalıkları en temelde kişinin beden imajı ve benlik saygısını etkiler. Bunlar da Anksiyete ve  Depresyon oluşumu için uygun zeminlerdir.

 

Bu konuda yapılmış çalışmalara baktığımızda bu tezi destekler nitelikte oldukları görülmektedir. Atipik Egzama’lı bebek ve çocukların anneleri, sağlıklı çocuklara sahip annelerden oluşan bir kontrol grubuna oranla kendilerini daha depresif, umutsuz, daha çok endişeli, aşırı koruyucu ve çocuğuna karşı duygusal davranışlarda daha az olumlu olarak tanımlamıştır.

Anne ve Babaların, Ailelerin Tutumları Nasıl Olmalıdır ?

Eğitim düzeyi yüksek ebeveynlerin hastalık ile baş etme ve problem çözme becerileri yüksek olup çocuklarının sağlıkları ile ilgili duyarlılıkları diğer ebeveynlerden farklıdır.

Bu ebeveynler çocuklarına hastalıklarına ilgili uygun açıklamayı yapabilmekte ve çocukların hastalıklarına karşı daha olumlu bir bakış açısı geliştirebilmelerini sağlayabilmektedirler.

Cilt Hastalıklarında Psikoterapi’nin Rolü

Cildin renk kaybına uğraması, şekilsel bozukluklar ve ciltteki lezyonlar hasta için psikolojik olarak çok yıpratıcıdır. Hastaların ciltlerindeki bu tur değişiklikler dolayısıyla özgüvenleri azalır, üzgündürler ve utanma duyguları içindedirler.

Bu yüzden psikolojik destek önemlidir.

Hastalar başlangıçta herhangi bir psikolojik sorunun varlığını yadsıyabilir ve psikolojik tedaviyi kabul etmeyebilir. Cünkü organik bir hastalığın psikolojık bır soruna yada psikolojik bir sorunun da organik bir hastalığa nasıl olur da yol açabileceğinin bağlantısını kurmakta zorlanmaktadırlar.

 

 

 

Emptik, destekleyici bir yaklaşım, içgörü yönelimli terapiden daha etkilidir. Kronik yada şekil bozukluğu ile seyreden cilt bozukluğu olan hastaların, daha uzun süreli, destekleyici ya da içgörüye yönelik psikoterapiye gereksinimleri olabilir.

Psikoterapi sonucunda cilt bozukluğunda düzelmenin yanı sıra, yaşam kalitesinde belirgin bir iyileşme gözlenir.

Bilişsel davranışçı terapi ile tedavi olanlar % 73 oranında iyileşme göstermektedir.

Hastalara cilt hastalıkları hakkında, nedenleri, tedavi seçenekleri ve tedavinin gidişatı dahil olmak üzere bilgi vermek, tedaviye uyumunu artırır ve hastanın psikolojik atmosferini düzeltir…

 

 

error: Oops. iceriklerimiz okuman icindir, kopyalaman icin degil !