Gelmiş Geçmiş En Büyük Salgın Hastalıklar

Koronavirüs korkusu Dünya çapında 46 milyondan fazla insanın seyahat planlarını etkiliyor.  19 mart 2020 itibarıyla Dünya genelinde 219.000 olan vaka sayısıyla Koronavirüs kabusu yaşanıyor. Her ne kadar ölüm oranı yüzde 1 ler civarında olsa da halen 8.971 ölüm var. 85.000 kişi ise iyileşmiş durumda.

Dünya, salgın hastalıkların tanımlanmasında ve hastalığın yayılmasının durdurulmasında daha iyi hale geldi. Ama bu her zaman böyle olmadı. 20. yüzyılda bile, bazı salgınlar milyonlarca insanı öldürdü.

Ama önce…

Salgın ile Pandemi arasındaki farka bakalım ; Salgın, birçok insanı etkileyebilen, ancak genellikle Dünya’nın bir bölgesi ile sınırlı bir hastalıktır. Pandemi ise Dünya’ya yayılan bir salgındır.

Bağışıklık sistemimiz ve günümüz tıbbının imkanları çoğu zaman bizi korumaya yeterli oluyor ancak bu mikro organizmalar bizden çok daha uzun süredir Dünya’da yaşıyor ve dayanıklı olup soylarını devam ettirmek konusunda bizden daha kararlı görünüyorlar.

İşte tarihimizdeki en ölümcül salgın hastalıklar:

Antonine Veba

Galen’in Vebası da denir.

MS 165-180 yılları arasında Roma İmparatorluğu’nda yaşanmış olan ve doğu seferlerinden dönen askerler tarafından getirilmiş salgın günde 2 bin kişinin ölümüne neden olmuş bilinen ilk büyük veba salgınlarından biri.

Araştırmacılar yaşanan hastalığın çiçek ya da kızamık olduğundan şüphelenmiş olsa da gerçek sebebi hala belirsizliğini koruyor.

Salgın, Roma İmparatorları Lucius Verus ve Marcus Aurelius Antoninus’un da hayatını kaybetmesine sebep olurken imparatorluk toplam nüfusunun yüzde 30’unu yitirmişti. Yaklaşık 5 milyon insanı öldürdü.

Justinian Veba

541 yılında Konstantinopol’de İmparator Jüstinyen tahtta otururken Avrupa’da başlayan bir salgın Anadolu’ya ulaştı. Jüstinyen Konstantinapol’a tüm giriş çıkışları kapattıysa da salgın hastalık askeri birliklerin şehre getirdiği malzemeler arasında yer alan fareler yoluyla girdi.

Farelerin tüyleri arasına gizlenen ve bir milimetreden küçük ‘Xenopsylla’ isimli uçucu bir böcek, midesinde ‘Pasteurella pestie’ denen ölümcül veba bakterisi taşıyordu. Bu böcekler uçarak çevrede bulunan diğer farelerin tüyleri arasına yerleşip hızla üredi.

İnsan vücudunun herhangi bir noktasına konup ısırarak veba mikrobunu aktaran böcekler hastalığı bulaştırdıkları kişilerin birkaç gün içerisinde ölmesine neden oldu.

Mezar yerleri dolunca, ölüler denize atılmaya başlandı.

Hastalık Konstantinopol nüfusunun yüzde 40’ını yoketti, tahmini 25 milyon insanı öldürdü. Salgın iş gücü ve asker sayısını kaybeden Bizans’ın zayıflamasına ve saldırılara açık hale gelmesine neden oldu.

Bubonik Veba

Kara Veba da denen salgın 1346 – 1353 yılları arasında meydana geldi ve 75 ila 200 milyon arasında insanı öldürdü. Avrupa nüfusunun bu yıllarda yüzde 30 ila 60 oranda azaldığı belirtiliyor.

Yaşanan kıyım sonrası toplumda tanrının ve kilisenin sorgulanmasına sebep olan Kara Veba salgınının dinde reformun ve hayatın pek çok alanında rönesansın başlamasının başlıca nedenlerinden biri olduğu biliniyor.

Siyah sıçanlara beslenen pire tarafından taşındı. Kara Ölüm İpek Yolu boyunca tüm Akdeniz’e yayıldı. 

Su Çiçeği

15. yüzyılda Amerika kıtasındaki yerliler ile temas eden Avrupalı kaşifler beraberlerinde getirdikleri virüs ve bakterileri buradaki insanlara bulaştırdılar.

Suçiçeği hali hazırda Avrupa’nın üçte birini öldürmüştü ancak bağışıklık sistemleri Avrupalılar gibi gelişmemiş olan ve ilaçları da yetersiz kalan Amerikan yerlilerinin hiçbir şansı yoktu. Milyonlarca insan öldü ve o dönem yerli nüfusun yüzde 90’ı yok oldu. Bu durum Amerika kıtasının Avrupalılarca kolonileştirilmesini son derece kolaylaştırdı.

Cocoliztli salgınları

16. Yüzyılda ‘Yeni İspanya’ adı verilen bugünkü adıyla Meksika olan bölgede görülen birkaç farklı hastalığın aynı dönemde oluşmasıyla yaşanmış salgın felaketi ‘cocoliztli salgınları’ olarak anılıyor.

Bugün yapılan incelemeler sonucunda balıklarda bulunan salmonella bakterisi kaynaklı olduğu düşünülen salgınların 1520 – 1576 yılları arasında toplamda 15 milyona yakın insanı öldürdüğü, Maya uygarlığı için sonun başlangıcı olduğu ve yıllar içerisinde günümüz Venezuela’sından Kanada’ya kadar yayıldığı sanılıyor.

Kolera (1852-1860)

7 büyük Kolera salgını yaşandı ancak bunlardan en ölümcül olanı üçüncüsü olan ve 1852 – 1860 tarihleri arasında meydana gelen salgındı. Koleranın başlıca sebebi içme sularının kirlenmesi ancak sebebin bu olduğu üçüncü salgına kadar anlaşılamadı.

Dünya’nın en kirli nehirlerinden biri olan Ganj nehri 19.yy’da yaşanan büyük salgın ile Kolera tüm Hindistan’a oradan Afganistan’a ve Rusya’ya yayıldı. Resmi kayıtlara göre sadece Rusya’da bile 1 milyon insanın ölümüne neden olan salgın oradan Avrupa’ya ve Afrika’ya son olarak da Amerika’ya ulaştı.

Kolera bulaşan her 5 kişiden 1’inde tehlikeli derecede ishal görülüyor. 

Kolera Asya’da sık görülen bir salgındı ve bu özel salgın Ganj Deltası’ndan Asya, Avrupa, Afrika ve Kuzey Amerika’ya yayılarak yaklaşık 1 milyon insanı öldürdü.

İngiliz doktor John Snow, kirlenmiş suyun neden olduğu Kolera mikrobunun ilk tanımını yapan kişidir. 

Üçüncü Veba salgını

1855 – 1859 yılları arasında Çin’de başlayarak Dünya’ya yayılan ve sadece Çin’de ve Hindistan’da bile 12 milyon insanın ölümüne neden olan bu salgına Jüstinyen Vebası ve Kara Veba ardından ‘Üçüncü Veba’ denildi.

Tifüs 

1914 – 1918 yılları arasında Tifüs bakterisini taşıyan bitlerin neden olduğu salgın savaşın beraberinde getirdiği bir olguydu.

Avrupa ve Asya’da 25 milyon kişi hastalandı ve özellikle Sovyetler Birliği ülkelerinde 3 milyona yakın insan hayatını kaybetti. 

Grip Salgını (1918)

İnsanlık tarihinin en kötü salgınlarından biri 1918 Ocak ayında başladı ve Aralık 1920’ye kadar sürdü. H1N1 grip virüsü, o zaman I.Dünya Savaşı sırasında İspanyol Grip olarak biliniyordu.

Bu grip salgını Asya’dan Avrupa’ya, Kuzey Amerika’ya ve hatta Kuzey Kutbu ve uzak Pasifik adalarına yayıldı.

500.000.000’dan fazla insan enfekte oldu ve 50 – 100 milyon arasında insan öldü. Bu salgın Dünya nüfusunun % 3-5’ini yok etti.

Bu sayı birinci ve ikinci Dünya savaşlarında ölen insan sayısının toplamından kat kat daha fazladır.

İspanyol Gribi tarihteki en büyük felaketlerden biri olarak kayıtlara geçti.

Asya Gribi (1957)

Çin’de başlayan Influenza-A virüsünün ördeklerde mutasyona uğrayarak insana geçen bir hastalık olduğu düşünülüyor.

Asya Gribi olarak adlandırılan hastalık 4 milyona yakın insanın canına mal oldu. Bir aşı ile salgının önüne geçildi. Bir yıl içerisinde 40 milyon kişi aşılandı.

HIV / AIDS Salgını (1981-2012)

20. yüzyılın ortalarında maymunlardan insana geçtiği anlaşılan HIV virüsünün ilk örneği 1959’da Kongo’da görüldü. Ne var ki, teşhisi ve adı ancak 1980’lerde konuldu.

Bildirilen ilk HIV / AIDS vakaları (insan edinilmiş immün yetmezlik virüsü) 1981‘de bildirilmiştir. Ancak 2000’li yılların başlarında, enfekte olan insanların sayısı yaklaşık 65 milyona çıkarak gerçek bir salgın haline geldi.

Bu enfekte olmuş insanların yaklaşık 25 milyonu öldü.

Sadece 2005 yılında yaklaşık 2.8 milyon kişi AIDS’ten öldü. Pandemi, Sahra Altı Afrika’da en şiddetli idi. Dünya nüfusunun yaklaşık yüzde 10’u orada yaşıyor, ancak Dünya’daki HIV bulaşmış insanların yaklaşık yüzde 64’ü orada yaşıyor.

Virüsü kesin tedavi edebilecek bir çözüm hala yok. Sadece önlem almak ve hastalığa yakalandıktan sonra ömür boyu ilaç tedavisi kullanmak gerekiyor.

 

Bir cevap yazın